15 Aralık 2017 Cuma
Anasayfa > Roportajlar > Ak Parti Şanlıurfa Milletvekili Gülpınar, Referandum Sürecini Değerlendirdi
Ak Parti Şanlıurfa Milletvekili Gülpınar, Referandum Sürecini Değerlendirdi

Ak Parti Şanlıurfa Milletvekili Gülpınar, Referandum Sürecini Değerlendirdi

05.04.2017 03:46:04 12 14 16 18 yazdır
Halk oylamasına kısa bir süre kala başta seçim bölgesi olan Siverek olmak üzere mahalle mahalle, ev ev dolaşarak yeni anayasa maddelerini halka anlata
Türkiye'de 16 Nisan'da yapılacak olan halk oylamasında değiştirilmesi ön görülen 18 madde için siyasi partiler çalışmalarına devam ediyor. Halk oylamasına kısa bir süre kala başta seçim bölgesi olan Siverek olmak üzere mahalle mahalle, ev ev dolaşarak yeni anayasa maddelerini halka anlatan AB Uyum Komisyonu Başkanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili M.Kasım Gülpınar'a, Siverek Haber olarak yeni anayasa, referandum, partisi ve kendisinin yürüttüğü çalışmalara ilişkin sorular yönelttik.

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ: 

     16 Nisan'da yapılacak halk oylamasında 'evet' için vatandaşlarla bir araya geliyorsunuz, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra referandumun gündeme gelmesi vatandaşlar tarafından nasıl karşılanıyor, genellikle vatandaştan size ne gibi tepkileri oluyor?




Anayasa değişikliğine evet turları için yaptığımız temaslarda vatandaşların hizmet talepleri, genel sıkıntılar bazen referandumun önüne geçebiliyor. Bizler de hizmetlerin olduğunu, olacağını, sorunlar ve eksiklikler olduğu zaman hepsinin olmasa bile çoğunun tamamlanacağını dile getiriyoruz. Vatandaşlarımızın sorunlarını dinlerken bir yandan da referanduma dikkat çekmek, ciddiyetini ve ehemmiyetini anlatmak için gayret ediyoruz.

Genel olarak nasıl bir tablo ile karşılaştığımızı söylemek gerekirse, vatandaşlarımızın işin ciddiyetinin farkında, nasıl bir süreçten geçtiğimizi 15 Temmuz'un dönüm noktası olduğunun farkında olarak çok güzel değerlendirmeler yapabiliyorlar. Vatandaşlarımızın bu değerlendirmeleri bizi memnun ediyor.





Bu anayasa değişikliğinin diğer anayasalara kıyasla nasıl bir farkı var; malumunuz diğerleri hep darbeden sonra yapıldı. Bugün de baktığımızda bir darbe girişiminden sonra yapılacak bir değişiklik. Bunun diğer anayasalardan ayıran farkı nedir?




     Bu anayasa değişikliği bir yenilik bir devrim olarak algılamak lazım. Tabi ki 2007'den beri mecburiyetten kaynaklanan Cumhurbaşkanının seçimle gelme meselesi var. Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı seçimle geliyor, Başbakan seçimle geliyor, işte gelecek olan sistem bu iki başlılığı ortadan kaldırmaya yarayan bir sistem. Diğer anayasalardan farkı daha önce uygulanmamış; ama geçmişte birçok liderin talep ve arzuladığı başkanlık diyebilirsiniz, yarı başkanlık diyebilirsiniz aşağı yukarı aynı sistem. Bugün günümüze uyarlanması tabi ki darbe girişimi sonrası gündeme gelmesi konjoktörel durum açısından baktığınız farklı değerlendirilebilir, sonuçta yeni dillendirilmiş bir şey değil. Ak Parti hükümeti ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın baştan beri geçmişten yani iktidarda olmadan olmadığı dönemde bile arşivlere baktığımızda bu konu ile ilgili çeşitli görüşleri var. Uygun zaman şuan içinde bulunduğumuz ve bu zamanın uygun olduğu düşünülmüş olabilir. Onun hemen darbe süreci falan gibi unsurlarla çok ta bağdaştırmamak gerekiyor. Tabi ki darbelerin etkisi de var; çünkü geçmiş sistem darbe de üretiyordu. Belki onlara çare işte çözüm olacak. Düşüncesi de zamanlamanın şimdi olmasında hiçbir beis yok.



Anayasada değiştirilmek istenen 18 madde var. Önce Başkanlık denildi sonra partili Cumhurbaşkanı denildi. Sistemin adı mı değişti yoksa içerik anlamında da bir değişiklik oldu mu?



    Tabi sistemin adında ufak bir oynama var; ama içerik olarak baktığınızda elbet sistem geçmiş sisteme göre farklılıklar arz ediyor. Hükümetlerin seçim olur olmaz hemen iş başı yapması, kabinenin dışarıdan olması başlı başına bir devrim niteliğinde. Milletvekilleri dışında bir kabine oluşması ve seçimin hemen ertesi günü hükümetin göreve başlayabilecek olması, güvenoyunun meclisten alınmadan zaten liderle beraber tabi ki kabinenin de onaylanması ve güvenoyunun direkt halktan alınıyor olması, bu saydıklarımızın hepsi aslında köklü değişiklikler ve daha önce uygulanmamış değişiklikler. Fakat muhalefet partileri sürekli çeşitli minvaller üzerinden çeşitli eleştirilerine devam ediyorlar. Daldan dala atlar gibi bir gün öyle bir gün böyle; ama çok da sağlıklı muhalefet anlayışı olarak değerlendirmiyorum. Tabi ki bakarsınız önümüzdeki dönemde başka şeyleri gündeme getirirler ama devamlı değişen eleştirilerinin altında çok da öyle haklılık payı olmayan mantıki olmayan eleştirilerle karşı karşıya kalıyoruz. Bunu deneyeceğiz göreceğiz sonuçta öyle onların iddia ettiği şeylerin asla gerçekleşmeyeceğini zaten çok iyi biliyoruz. Halkın da bunun farkında olduğunu biliyoruz. Sandık neticesinde bunları da göreceğiz.



İşin birde Yargı boyutu var. Anayasanın 9'uncu maddesinde "bağımsız" ibaresinin yanına birde "tarafsız" ibaresi ekleniyor. Aradaki fark nedir. İkisi anlam olarak çok yakın tarafsızlık kelimesi neyi değiştirecek bu değişiklik, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?



     



Tabi bir biraz daha güçlendirilmiş bir vurgu olarak değerlendirmek lazım. Tarafsız ve bağımsız bir birine çok yakın kelimeler; ama kesinlikle aynıkelimeler değil, şimdi mevcut yargı yapısının mutlak süratle bu şekilde değerlendirilmesi aslında diğer batılı ülkelerin normlarına da çokta uygun bu kelimenin eklenmesi. Bununla ilgili çok tartışmalar var yargının bağımsızlığını aynı zamanda tarafsızlığının da anayasal bir değişiklikle teminat altına alınmasının garantisini veriyoruz. İddia edildiği gibi yargı ile ilgili çeşitli eleştiriler var; artık tarafsız olmayacak, bağımsız olmayacak, bununla ilgili yapılacak değişiklikler sonrası yargının hükmü kalmayacak gibi eleştiriler var; ama bilakis çürütmek için güçlü bir vurgu ile eklenmiş bir kelimedir.



600 milletvekili olacak eğer değişiklik olursa. Şimdi 50 milletvekili artırılması yasamaya nasıl bir etkisi olacak. Geçmişte Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları vardı dar seçim bölgesi ile ilgili ve 2013 yılında Cumhurbaşkanının CNN Türk'te katıldığı programda seçim bölgelerinden neden eyaletler olmasın diye. Acaba bu 600 milletvekili bunların hazırlığı mı bu konuda neler söyleyeceksiniz?



     600 milletvekilinin temel esprisi şu; milletvekili başına düşen seçmen sayısında Türkiye rakamsal olarak çok kötü durumda. Milletvekiline düşen seçmen sayısı ne kadar düşerse o kadar bu sistem milletvekili halk ilişkisi çok daha sağlıklı ilerler. Batılı ülkelere baktığınızda ise bunun neredeyse yarısı. Türkiye'de yanılmıyorsam bir milletvekiline 143 bin seçmen düşüyor; ama batıya baktığınız zaman milletvekili 50 veya 60 bin civarında seçmenle muhatap oluyor. Bunun çok büyük bir rahatlaması olacak, biliyorsunuz daha önce 450'den 550'ye çıkarılması da DYP ve SHP Hükümeti koalisyonu dönemi bir ihtiyaç doğdu, o zaman yüz artırıldı nüfusa oranladığınız ki bu ihtiyaç belki daha az tutulabilirdi. Yani 450'den 500'e çıkarılabilirdi. Ama nüfusun geldiği noktaya baktığınız da 80 milyonluk bir nüfus ve milletvekili başına düşen seçmen sayısında bir kabarmadan dolayı böyle bir değişikliğe ihtiyaç duyuldu. Tabi zaman zaman mecliste bir milletvekili bir alanda görev almıyor. Komisyonlar çok çeşitli işte alt komisyonlar, araştırma komisyonları oluşturuluyor. Zaman zaman bu komisyonlara adam bulmak gerçekten zorluk çekiliyor. En azından bunun bir avantajı olacak meclis çalışmalarına. İllere baktığınız zaman milletvekili seçmen ilişkisi eskisi gibi değil, eskiden teknolojinin geri olması hem başka şartlardan dolayı milletvekili seçmen ile bir araya gelme fırsatı bulamıyordu. Şimdi artık seçmen her dakika yanında görmek istiyor. Sosyal Medya, telefonlar gibi her konuda ulaşma imkânı var; ama bu da yetmiyor karşısında görmek istiyor. Şanlıurfa için düşündüğünüzde bu kadar geniş bir yerde 12 milletvekili var her daim herkese ulaşması herkese kendini göstermesi her daim halkın içinde olması çok kolay bir şey değil. Şimdi artacak olan 2 Milletvekili olacak Şanlıurfa'da, bu diğer vazifeleri de rahatlatacak. Halkın vekille bir araya gelmesi, sıkıntıları bir nebze de olsa rahatlatacak. Bu bizim için de Şanlıurfa için de iyi olacak.



Az önce belirttiğiniz gibi seçilme yaşının 18'e düşürülmesi hakkında bu olaya nasıl bakıyorsunuz. Yani ülkemizde gençler bu donanıma sahip mi sizce?



      Meseleye o açıdan bakarsak gençleri çok rencide ederiz. Donanıma sahip mi, değil mi diye. Muhakkak bu donanıma sahip birçok genç vardır. Esas mesele şu, yani meselenin özünü kavramak lazım. Biliyorsunuz ki daha önce milletvekili seçilme yaşı 30'du. Bu 25'e düşürüldü Ak Parti tarafından; ama 25 ? 30 yaş arasında baktığınızda en geç milletvekilimiz Ak Parti'den seçildi 27 yaşında. Yani 30'dan 25 düşürülerek ne oldu 25, 26, 27, 28, 29 yaşında olanlara bir ruhsat sağlandı. Ama bu ruhsat sadece kanun üzerine yer aldı ve bunun hepsi uygulanacak diye bir şey yok. Şimdi 18 yaşı da aynı şekilde düşünmek lazım. Sadece 18 değil bakın 19, 20, 21, 22, 23, 24 bunlara da şimdi ruhsat sağlanıyor. 18'e ha getirmek mutlaka 18 yaşında bir milletvekili olacak değil. Ama 24 yaşında da bir milletvekili olabilir. Şimdi baktığınızda batıda seçme ve seçilme yaşı aynıdır. Birçok ülkenin kanununa baktığınız bu 18 olur 21 olur bu yaş tartışılabilir ama 18 yaşında seçilir ve seçer veya 21 yaşında seçilir ve seçer işte şuanda bizim getirdiğimiz bu. Ama şu anda 25 yaşında seçilebiliyor ama seçme yaşı şu anda 18. Yani bizim söylemek istediğimiz 18 yaşında seçebiliyorsa seçilme yaşı 25 olmaması lazım. Bir defa anayasal olarak teminat altına alınsın. İkisi birbirine eşit olsun.



Bir de "tek adamlık" tartışmaları var. Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin aynı günde yapılması. Aynı siyasi bir iklimde yapılıyor olması nedeni ile en fazla oyu alarak seçilen Cumhurbaşkanı mecliste de çoğunluğa sahip olacak ki bu da parti genel başkanı olması münasebeti olacak siz bu tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?



     Hayır, ben ona kesinlikle katılmıyorum. Aynı günde yapılması ve her ikisinin aynı partiden olması olacağı anlamına gelmez. Birisi Cumhurbaşkanını seçer Cumhurbaşkanını daha çok seviyordur. Ama iktidar olarak başka bir partiye oy veriyordur. Bu çok doğal bir şeydir. Normalde böyle şeyler olması mümkün değil. Şimdi ısraren sanki hep Ak Parti işte Sayın Recep Tayyip Erdoğan üzerinden tartışmalar yürütüldüğü için tek adamdan kasıt da o aslında, Cumhurbaşkanından kasıt o, Hükümetten de kasıt Ak Parti. Şimdi sanki Cumhurbaşkanı seçildi. Ak Parti de seçildi. Ama Ak Parti'ye seçmen oy vermeyebilir bunun garantisi yok. Çünkü ikisi kurumsal olarak baktığınızda iki tane ayrı kurumdan bahsediyoruz. Cumhurbaşkanlığı ayrı bir kurum, ama Hükümet, iktidar kanadı ayrı bir kurum. İkisi aynı partiden olacak diye bir şey çok. Neden insanlar ve muhalefet buna odaklanmış anlamış değilim. Onlar da çalışsınlar, gayret etsinler mecliste çoğunluğu onlar elde etsinler. Ki siyasi partilerin amacı budur; ama muhalefet ümidini o kadar kesmiş ki birinci parti olamayacağından dolayı bu sefer bu tür şeylerle milletin kafasını karıştırıyor, aynen batının yaptığı gibi, aslında bu tek adamlık sözü kendi muhalefetimizden kendi toprağımızdan çıkmış bir söylem değil. Batının siyasetçileri, entelektüelleri, aydınları ve yazarlarının çıkardığı bir söylemdir. Bu bir algı operasyonudur. Tayyip Erdoğan üzerinden yürütülen bir algı operasyonudur. Tek adamlık tek adamlık.



Meclisin yetkileri azalıyor söylemleri var. Siz bir milletvekili olarak yeni düzenlemeyle birlikte yetkinizin kısıtlanacağını düşünüyor musunuz?



       Hayır, öyle düşünmüyorum? Bilakis şuanda milletvekili olarak bu sistemin içinde görev alanımızın dışına taşmış durumdayız. Yıllardır bu böyle, bizim dönemimizde değil. Aslında anayasaya baktığınızda Milletvekili tanımı çok belli ve nettir. Ama biz o çerçevenin dışında her şeyle ilgileniyoruz. Yani en basiti sokağa çıktığınızda Belediye ile ilgili talepler, şikâyetler bize geliyor. Şimdi bunu milletvekiline aktarmanın hiçbir anlamı yok. Ama biz bugün milletvekili olarak çünkü vatandaş bu sistemde buna alışmış. Eğer bu sistem geçerse milletvekili tamamen kendi asli görevine dönüyor.



2010 Referandumunda HSYK ve Anayasa Mahkemesinin üye sayısı değişti Ak Parti tarafından. Bugün yine baktığımızda Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın üye sayısı değişiyor. Bugün ne yazık ki insanların adalete olan inancı azaldı. Özellikle 15 Temmuz sonrası buna ek olarak Ergenekon ve Balyoz olaylarında yaşanan yargı kumpaslarından sonra insanların adalete olan inancı azalmışken yine tekrardan HSYK'nın, Anayasa Mahkemesi'nin içeriği değil de işlevi aşısından değil de yani herkes için adalet sistemi yerine neden sadece üye sayısını düşürmek veya artırmak neden bunlarla ilgileniyoruz?



Önemli bir noktaya değindiniz. Sayı üzerinde çok odaklanmamak gerekiyor. Önemli olan orada oturacak, idare edecek adalet mensuplarının ne kadar bağımsız ve tarafsız olacağıdır. Yoksa bir hükumetin bağımsız ve tarafsız adalet mensuplarına karşı bir direktifi ve talimatı söz konusu olamaz. Şunu yap, şununla ilgili dava aç diyemez. Dikkat ederseniz batıda bir şey olduğu zaman konu ile alakası olmayan akla mantığa sığmayan durumlarda topu yargıya atıyorlar. Mesela son olarak Yunanistan'ın yaptığını gördünüz FETÖ mensuplarının iade edilmemesi. Şimdi nereye atıyor topu Yunanistan? Yargıya atıyor. Bu bizim işimiz değil yargının işidir yargı bizden bağımsızdır diyor. Şimdi biz oradaki yargının bağımsızlığına inanıyoruz veya inanmış gibi görünüyorsak bile Türkiye'de neden bu şekilde olmasın. Ama Türkiye'de böyle bir durum olduğu zaman hemen iktidar yaptı, şu yaptı bu yaptı diye, Yargı sanki çeşitli eller altında kontrol ediliyormuş gibi bir imaj oluşturulmaya çalışılıyor. Yani batıda bu olduğu zaman sadece Yunanistan değil, Almanya, Fransa ve diğer ülkeler bu yargının işi deyip biz buna müdahale edemeyiz diyerek işin içinden çıkıyorlar. Yani burada sayı üzerine odaklanmamak gerekiyor. Sayıda da böyle bir şey var aynı şeyi söyleyeceğim HSYK'da neden hep meclis seçecek diye hep itiraz ediliyor. Mecliste belki başka bir parti birinci olabilir. Cumhurbaşkanı başka bir partiden olur. Ama mecliste çoğunluğu başka parti elde eder. Bunun garantisi var mı her zaman Ak Parti iktidar olacak, Ak Parti çoğunluğu ele geçirecek diye bir şey var mı?







Şimdi az önce bahsettik Anayasa ve HSYK üyelerinden hali ile halk şunu soruyor. Anayasa Mahkemesine Cumhurbaşkanı doğrudan 4 üyeyi atıyor, meclis 3 üyeyi atıyor yine Cumhurbaşkanının seçtiği YÖK üyeleri arasından 3 kişi atanıyor. Geri kalan 5 üyede Danıştay, Sayıştay, Yargıtay üyeleri arasından Cumhurbaşkanının fiili olarak atadığı insanlar arasından Anayasa Mahkemesi üyeleri belirleniyor. Şimdi hal böyleyken sadece Recep Tayyip Erdoğan değil başka biri de olabilir bu 10 tanesini Cumhurbaşkanı belirliyorken bu durumda bu atanan insanlar ne kadar tarafsız olabilirler?



     Bakın birincisi YÖK üyesinin siyasi görüşü veya şunun bunun siyasi görüşe bağlı olması değil. Bahsettikleriniz bir siyasi görüşe söz konusu olması değil. İkincisi Anayasa Mahkemesi olarak baktığınızda dışarıda da buna benzer uygulamalar var. Bunu göz ardı etmemek gerekiyor. Şöyle bir şey var yani benim takıldığım nokta efendim başka biri gelirse, şimdi soruyorum size bu başka biri nasıl gelecek? Bu adam uzaydan mı gelecek, başka yerden ithal mı olacak yani bu adam nereden gelecek. Başka birinin gelmesi demek halkın yüzde 51 oyunu alması demek. Eğer halkın yüzde 51'nin oyunu alabilecek bir insanın şimdiden affedersiniz hain vurgusu mu yapıyorlar, zekâ geriliği mi anlamını mı çıkarıyorlar ben anlamakta zorlanıyorum. Yani başka biri derken öyle anlamlar çıkıyor ki altından sanki halkın yüzde 51 bu vatanı satacak, bu vatana ihanet edecek veya akli melekeleri çok yerine olmayan biri olacakmış çağırışımlar uyandırıyor bende. Başka birisi ne demek yüzde 51 oy almış bir adam nasıl olurda sıyrılacak kendini kamufle edecek de bütün bu ihanetlerde bulunabilecek böyle bir şey nasıl mantıklı oluyor ben anlamıyorum. Bakın burada bu söylem yine halka güvenmemenin getirdiği bir söylemdir. Bu işin perde arkasında yine halka güvenmemek yatıyor. Göbeğini kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, kömürcü, benim oyumla çobanın oyu bir mi diyerek aşağıladığı halka güvenmemenin getirdiği bir neticedir.



Mecliste AB uyum komisyonu başkanısınız, özellikle geçtiğimiz günlerde yaşanan ve şuanda Almanya ile hala devam eden bir kriz var. Şimdi burada sormak istediğim nokta Türkiye kendini bir PKK veya FETÖ gibi kendisini dışarıda anlatamıyor mu? PKK ve FETÖ bu kadar lobi yapabiliyorken Türkiye neden bu lobiyi yapamıyor. Ya da Türkiye bu lobiyi yapıyor da AB'nin hesabına mı gelmiyor?



     İkinci dediğiniz doğrudur, burada bir lobi faaliyeti yok açıkçası. Bunun özü şurada FETÖ darbe girişiminden sonra Alman Bakan Steinmeier'in açıklaması her şeyi izah ediyor. Kim Türkiye'nin aleyhindeyse eğer gelsin kapımız açık dedi. Bu kadar başka öyle lobi falan kimse buralarda bir şey aramasın Türkiye 100 kat lobi yapsa onların yanında bir faydası yok çünkü Avrupa seni istemiyor ki Avrupa Türkiye'nin aleyhinde olanları istiyor. Avrupa Türkiye'yi sevmediği için kim Türkiye'nin aleyhindeyse onu istiyor. Bunu da Bir alman bakan açık açık söyledi. Açıp arşivlerden bakabilirsiniz hepsi kayıtlı. Bu işi hiç öyle dallandırıp bulandırmamak gerekir işin tamamen özeti budur. Türkiye'yi istemiyor. Türkiye'ye düşmanlık yapan ülkeler var.






Referandum ile ilgili soracaklarımız bu kadar. Şimdi nihayetinde siz Ak Parti Şanlıurfa milletvekilisiniz ve en önemlisi Siverekli'siniz. Siverek'te şunu da yapsaydım dediğiniz bir hayaliniz var mı?



     Şimdi hizmetlerin sonu yok, yani ne yaparsanız yapın daha iyisi, daha güzeli var. Hizmetin sınırı yok. Hangi hizmeti getirseniz, ihtiyaç onun akabinde başka ihtiyaç doğuyor o ihtiyacın da üzerine başka ihtiyaç doğuyor bu sefer onu yapmanız lazım. Yani bir yerde bitmiyor. Ama büyük hizmet olarak şuanda Organize Sanayi Bölgesi çok şükür devam ediyor kısa bir mesafe kaldı süratli bir şekilde devam edilecek olursa güzel bir yatırım. 4 yıllık fakülte olması güzel ama bir üniversite olması daha da güzel. Bunun yanında sulama ile ilgili baraj yanı başımızda sulama kanallarının gelmesi çiftçinin o sulama kanallarından istifade etmesi arzuladığımız ve heveslendiğimiz bir şey. Zaman zaman bununla ilgili kulis faaliyetlerimiz oluyor, söylüyoruz, iletiyoruz, inşallah olumlu yönde atımlar atılır. Ama biliyorsunuz geçmiş sistemde bürokrasi denen bir şey var işte bu yeni sistemin çok tesiri olacağına inanıyorum. En basiti Siverek-Hilvan karayolu sürekli şikayet konusudur, sıcak asfalt yok orada bir çok vatandaşımız belki bilmez ama 2013 yılında ilk ihale yapıldı Kamu İhale Kurumuna yapılan şikayetler nedeni ile bugüne kadar yapılamadı. İşte en son geçtiğimiz gün yapıldı ihalesi ve en kısa zamanda inşallah başlanacak. Yani demek istediğim 2013 yılında yapılan bir ihale bürokrasi nedeni ile ancak bugün tamamlanıyor. İşte yeni sistemde çok şükür bu bürokratik sorunlar azalıp iş artacak.



Son olarak seçmenlere neler söylemek istersiniz ?

Kızgınlıklarınız, kırgınlıklarınız olabilir. Şahıslar üzerinden başka türlü sorunlarınız olabilir. Yani bu bir belediye başkanı, milletvekili olabilir, ilçe başkanı olabilir kim olursa olsun hiç fark etmez. Bu seçim bu saydıklarımın hiçbirinin seçimi değil. Ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan ne de parti bunların hiçbirinin seçimi değil. Bu seçim bu ülkenin bu devletin seçimidir. Yani bu seçimden çıkacak olan avantajları ve dezavantajları vatandaşlarımızın çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Zaten halkın arasında gezerken bu değerlendirmeyi çok iyi yapıyorlar inşallah bu sandığa da yansıyacaktır. Bunu ülkenin geleceği olarak düşünmek gerekiyor. En ufak bir zayiat verirsek eğer 15 Temmuz'da neler olduğunu gördük. 15 Temmuz hala kapanmış bir defter değil, 16 Nisan'ı, 15 Temmuz'un rövanşı gibi gören kesimler var. Sayın Cumhurbaşkanımızı, partimizi zayıflatmaya çalıştılar orada başaramadılar. Şimdi o yarım kalan işi bu 16 Nisan sürecinde yapmaya çalışıyorlar. Bir gemi düşünün, bu gemide hep birlikte yol alıyoruz. Allah korusun bir batarsa hep birlikte batarız. Tıpkı Suriye, Irak gibi oluruz. Hiç kimse demesin ben bu gemiye binmezsem kurtulurum. Benim sürekli verdiğim bir örnek var. Hz. Nuh'un menkıbesi ki bu Kuran-ı Kerim'de de geçiyor. Selin olacağını haber alıyor ve gemiyi yaptıktan sonra herkesi gemiye binmeye davet ediyor. Ama oğlu kabul etmeyerek benim ihtiyacım yok ben şu dağın tepesine çıkarım nasıl olsa sel suları oraya kadar yetişmez kurtulurum diyor. Babasının tüm uyarılarına rağmen gemiye binmiyor ve gemi hareket ettikten sonra sel geliyor dağın hepsini yutuyor. Ortada ne oğlan ne dağ hiçbir şey kalmıyor. İşte şuanda bu gemiye herkes binmek mecburiyetinde, beraber hareket etmek mecburiyetinde öyle ben dağa çıkarım sel oraya kadar yetişmez beni etkilemez demekle olmaz. Bizim bu gemiye birlikte binmekten başka çaremiz yok. Bu tür menkıbeler Kuran-ı Kerim'de anlatılırken öğüt alalım diye var. Biz de birer Müslüman olarak bunlardan öğüt almamız gerekiyor. Ben Müslüman olarak bu hatırlatmayı yapmış olayım. 



Abdullah Hakan LALE / Özel Röportaj 

Fotoğraf & Video: Hüseyin Teceren - Hidayet Tayar 

Siverek.com.tr
Kategorinin Diğer Haberleri
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.